Makaleler

Sedefim bir günlüğüne tatile çıktığında

Yazarlarımızdan Merritt Ward da bir sedef hastası. Boston, Massachusetts’te yaşıyor ve halkla ilişkiler uzmanı olarak çalışıyor. Kişisel hikâyesinin diğer sedef hastalarının moralini yükseltmeye ve onlara güç vermeye yardımcı olacağını ümit ediyor.

Bir günümü sedefim olmadan geçirmenin nasıl bir şey olacağını hep merak ederdim. Eğer sedef hastasıysanız, eminim siz merak ediyorsunuz. Diyelim ki, sedefim tatile çıkmaya karar verseydi ve vücudumu bir günlüğüne terk etseydi, ne yapardım? Rutinim nasıl değişirdi? Sanırım şöyle bir gün olurdu: 

Alarmım çaldığında neşeyle uyanırım. Sabah saat 7:05. Sol gözüm açılıyor. Sonra da sağ gözüm. Alarmı kapatıyorum ve yavaşça hareket hafızam devreye giriyor. Gönülsüzce üzerimdeki örtüleri kenara atıyorum ve yatakta doğruluyorum. Önce sol ayak yere basıyor. Sonra sağ.

Ağır ağır banyoya gidiyorum, duşa giriyorum ve suyu açıyorum. Ilık suyun altında duruyorum ve musluğu sıcağa doğru çevirme fikrinin cazibesine kapılıyorum. Ama sedef lezyonlarıyla kaplı cildimin sıcaktan çok fazla tahriş olup olmayacağını düşünüyorum. Gözlerimle sedef lekelerimin en yaygın ve inatçı olduğu bacaklarımı tarıyorum.

Bir dakika. Bir şey eksik, hem de ne nasıl!

Son dört yıldır bacaklarımda sabit halde duran kırmızı, pullanmış lekeler artık yok. Göğüs bölgemi, dirseklerimi, belimi ve kulaklarımın arkasını yokluyorum. Hatta saçlarımın dibini kontrol ediyorum. Cildim tamamen iyileşmiş. Sedefim iyileşmiş, bu gerçek olabilir mi?

Suyu en sıcak konuma getiririm ve buharın banyoyu doldurmasına izin veririm. Parmak uçlarım sıcaktan büzüşür ve sıcak su yayılır.

Yumuşacık bir havluyla hafifçe kurulanırım ve ardından cildime bir kat parfümlü, renkli bir nemlendirici sürerim.

Suyu en sıcak konuma getiriyorum ve buharın banyoyu doldurmasına izin veriyorum. Parmak uçlarım sıcaktan büzüşüyor.

Yumuşacık bir havluyla hafifçe kurulanıyorum ve ardından cildime bir kat parfümlü, renkli bir nemlendirici sürüyorum.

Gardırobumun önünde durup, arkalara uzanıyorum ve ellerim saklanmış hazineler ve uzun zamandır unutulan dostlarla karşılaşıyor; çiçek desenli bir etek, evaze kesimli bir elbise, siyah bir bluz. Hatta diplerde bir yerde bikini bile var. Bulduklarımı önüme yayıp en çok hangisini beğendimi düşünüyorum. Bugün iş günü, bu nedenle yaz mevsiminde olmamıza rağmen mercan rengi bir kalem etek ile siyah, kolsuz bir bluzda karar kılıyorum. Sedefin yarattığı kaygı yüzünden dolaptan hiç çıkarmadığım bir giysiler bunlar.

İşyerinde, iki iş arkadaşım eteğime bayıldıklarını ve onu daha sık giymem gerektiğini söyler. İçimden şöyle derim: “Belki giyerim! Belki giyebilirim!” Kendime güveniyorum ve rahatım.

Normal bir günde gluten içermeyen veya az miktarda içeren, süt ürünleri içermeyen, yağsız proteinler ve antioksidanlardan zengin sebze ve meyvelerle dolu bir öğle yemeği yerim. Fakat bugün normal bir gün değil; yeni keşfettiğim cildime kendimi o kadar kaptırdım ki öğle yemeğini tamamen unuttum. Normalin dışına çıkmaya ve sıra dışının keyfini çıkarmaya karar veriyorum, yani sokağın karşısındaki küçük İtalyan lokantasının. Siparişi alan sıcak kanlı kadına gülümseyerek içinde peynir, acı biber, domates, biraz mayonez, bin türlü garnitür bulunan bir İtalyan sandviçi istiyorum. B-u. H-a-r-i-k-a!

İş gününün kalanı hızla geçiyor ve ben daha farkına varmadan saat 17:30 oluyor. Koşu grubuma geç kalacağım. Hemen soyunup koşu şortumu, kolsuz atletimi ve spor ayakkabılarımı giyiyorum ve parkurumuzun başlangıcında grupla buluşuyorum. Bir zamanlar var olan kırmızı lekeleri, pul pul olmuş cildimi ve kaşıntıyı düşünmüyorum. Bunun yerine zihnimi boşaltıyorum ve ayaklarımın kaldırıma değdiğinde çıkardığı seslere odaklanıyorum. Bir, iki, üç, dört…  

Evime döndüğümde hava kararmaya başlamış. Koşu giysilerim yapış yapış ve tekrar duş almam gerekiyor. Duşta suyu en sıcak konuma getiriyorum ve banyonun buharla dolmasına izin veriyorum.

Bu ‘tatil günü’ sadece bir hayal olsa da, mutluluğumun ‘tatil’ gününde yaşadıklarımdan çok, cilt hastalığıyla sınırlanmadan özgürce yaşama zihniyetiyle ilgili olduğunu fark ediyorum. Kendimi sedef hastalığıma öylesine kaptırmışım ki bazen hayata pozitif bakmayı unutuyorum. Moralim bozuluyor ve sedefin beni sürüklediği bu depresif çukurdan çıkmak zor. Fakat oradan çıkmak mümkün ve bu, her şeyden çok sizin tutumunuzla ilgili.

Sonuç olarak, ‘sedef hastalığının tatile çıktığı’ bu günden benim aldığım ders cilt hastalığımın bana sahip olmaması gerektiği. Yani günün tadını çıkarmak için sedef hastalığımın tatile çıkması şart değil. Artık daha ileriye gidebilir, hayallerimi gerçekleştirebilir ve cildimle barışık yaşayabilirim.

Sedef hakkında doktorunuzla konuşmanız için öneriler

Devamı

Sedef ve başarı

Devamı